Kaybetmek için yaratılmış
canlılarız biz...
İnsanoğlu...
İnsanoğlu deyip de tek cinsiyete
indirgemeyelim aslında; insanevladı, insançocuğu, insanyavrusu
insan birşeyi işte. Başında insan var nihayetinde.
Bir zamanlar, çooookk eski zamanlardan
birinde ya da şu şekilde ifade edeyim zamanımın bundan epey evvel
ki bir diliminde, bir arkadaşım, 'neyin var' diye sorduğumda
'something different' diye cevap vermiş idi. O zamanlar çok
gülmüştüm. Şimdi gülmüyorum.
Basit şakalara gülme yeteneğimi
kaybettim. Bakma öyle tuhaf tuhaf.... Sen de kaybettin aslında.
Sen, ben, biz ve onlar... Bir de “o” var ama “o” tek başına
hiçbir zaman önemsenmez yeterince.
Bir 'o' ancak başka 'o'ları yanına
aldığında önemsenmeye haiz oluyor çoğu vakit. Tek istisna, bir
zamanlar 'biz' olduğun biri 'o' olmuşsa eğer, sohbet arasında bir
arkadaşına 'o'nun hakkında kurduğun bir cümlenin başında,
ortasında ya da sonunda kullandığın 'o'...
Of ben bile kaybettim cümlenin başını
sonunu. Ben ki cümlenin kurucusuyum. Ben kaybedersem sen de
kaybedersin. Bak yine kaybettik gördün mü....
Kaybetmeye, kaybeden olmaya meylimiz
daha doğar doğmaz başlıyor. O sıcak, korumalı ortamı
kaybederek tepeden iniş yapıyoruz dünyaya. Sonra devam ediyor
kaybedişler. Zamanla çocukluğumuzu, gençliğimizi kaybediyoruz.
Nefes aldığımız her an, bir 'an' kaybediyoruz hayattan. Akıp
gidiyor işte....
![]() |
| AL BU DA SANA KOMİK OLSUN |
Umudumuzu kaybediyoruz sıklıkla ve
umut dediğin şey tıka basa doldurduğun çantandan sigara
çıkarmaya çalışırken düşürdüğün nüfus cüzdanın değil.
Gazeteye ilan veremiyorsun 'umudumu kaybettim hükümsüzdür' diye.
Hoş verebilirsin aslında. Yasal bir engel yok... Lakin, kimsenin
zerre sallayacağını zannetmiyorum verdiğin ilanı. Bir de paranı
kaybedersin ekstradan, o olur...
Öyle işte... Yazacaklarım bunlar
şimdilik...
Ha bir de, yaz gelse de tatile gitsek.
Ne güzel olur...

